|
|
Anti-Nükleerciler Sinop'ta
Nükleere İnat Yaşasın Hayat
Dedi
29 Nisan’da Sinop’ta, nükleerci
katillere ve nükleer ölüm santrallerine öfke denizi meydanlara aktı. Bu
toprakların dört bir yanından anti-nükleerciler, o gün Sinop’ta toplandılar ve
iktidarların Karadeniz’e, Sinop’a nükleer mezar taşı dikme planlarına karşı
bir adım daha attılar.
Devamı için:
Anti-Nükleer Cephe
|
BOĞAZİÇİ'NDE NÜKLEERE KARŞI
DAYANIŞMA GÜNÜ
Nükleere inat hayatı savunanlar, Çernobil katliamının
20. yılında,
Boğaziçi Üniversitesi'nde buluştu.
Anti-Nükleer Cephe’nin düzenlediği ve çimlerin
üstünde gerçekleşen forumda, kâr-zarar hesaplı, iztoplu-plütonyumlu teknik
terimler değil sıradan ve gerçek insanların gerçek hayatları konuşuldu.
Söyleşide İkitelli radyoaktif atık mağduru İlyas Ilgaz, Sinop Bizim aktivisti
Oya Koca, İğneadalı nükleer karşıtı Orhan Uyanık, Çernobil araştırmacısı
Metin Erten, Karadenizli müzisyenler Bayar Şahin ve Harun Topaloğlu 25
Nisan'daki aktiviteler dâhilinde, masalar açıldı.
Söyleşi-Forum sona erdikten sonra, sırasıyla Harun Topaloğlu&Entu Dağakeřř,
Bayar Şahin, Zardanadam ve Anim'nın sahne aldığı konser düzenlendi.
Çernobil'in 20. yılında "bir daha asla" demek için seslerimizi yükseltiyoruz.
Sıra Sinop'ta, 29 Nisan'da, nükleerci katillerin saldırısını durdurmaya.
|
Sivas’ta sosyal ekoloji ve nükleer üzerine söyleşi
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde, bugünlerde sosyal ekolojistlerin faaliyetleri konuşuluyor. Sosyal Ekoloji Kulübü, nükleer karşıtı belgeseller, filmler gösteriyor, bildiri dağıtıyor, kara-yeşil pankartlarının önünde açtıkları masada insanlarla sohbet ediyor. Sivaslı sosyal ekolojistler, “Tüketilen Dünyaya Karşı Sosyal Ekoloji” başlıklı bir de söyleşi düzenlediler. Bu aralar yoğunlaşan faaliyetler üzerine iyice merak edilen bir kavram olan sosyal ekoloji üzerine söyleşi için konuşmacı olarak Sosyal Ekolojist Dönüşüm Derneği’nden, Anti-Nükleer Cephe aktivisti Yenal Y. Sivas’taydı.
22 Mart’ta yapılan söyleşi için gelenleri CÜ Kültür Merkezi’nin kapısındaki “Dünyanın Efendisi Değil, Sadece Bir Parçasıyız” yazılı kara-yeşil pankart karşılıyordu. Salonda da “Nükleer Öldürüyor” pankartı katılımcıların hemen karşısındaydı. Nükleer santral yapımı konusunda adı geçen yerlerden biri olan Sivas, Irak’tan gelen radyasyonlu hurdaların şehirde depolandığının ortaya çıkmasıyla yakın zamanda bir kez daha gündem oldu.
Devamı için...
ANC, İKTİDARLARIN
NÜKLEER ÖLÜM SANTRALİ
DİKME PLANLARINA KARŞI İLK EYLEMİNİ YAPTI
"Nükleere Hayır Lan!"
 18 ŞUBAT 2006 - Anti-Nükleer Cephe (ANC), iktidarların
yaşadığımız topraklarda yapmaya çalıştığı nükleer ölüm santrallerine karşı
yürüttüğü mücadelenin ilk eylemini yaptı. ANC, bir gün önce nükleer saldırıya
karşı bildiri dağıtarak anti-nükleer kampanyasını başlatmıştı. 18 Şubat
Cumartesi günü, Beyoğlu Galatasaray Meydanı'nda eylem yaparak, nükleer santral
konusunda yavaş yavaş "kamuoyu oluşturma" hamlelerine başlayan iktidarlara
karşı anti-nükleer mücadelenin de sessiz kalmayacağı mesajını verdi.
Galatasaray Meydanı'na "Nükleere İnat Yaşasın Hayat"
sloganlarıyla giren 40 kişilik nükleer karşıtı grup meydana geldiğinde de
slogan atmaya devam etti. ANC'liler, iktidarların nükleer santral dikmesini
engellemezsek muhtemelen günlük hayatımızın bir parçası olacak (tabii, hayatta
kalırsak!) gaz maskeleri taktılar. Yazının devamı için www.antinukleer.org
EYLEM ESNASINDA OKUNAN ANC BİLDİRİSİ:
Hayır! Nükleere Hayır!
Yine mi geldiniz! Topraklarımızı, hayatımızı nükleer
pisliklerinizle kirletmeye... Bir enerji sorunudur gidiyorsunuz, kimin enerji
sorunuymuş bu? Bu toprakları ve civar coğrafyayı gasp etmek için bütün
enerjinizi kullanmadınız mı? Canlara kıymadınız mı? Kan dökmediniz mi? Ne için
yapacaksınız? Soruyoruz, ne için? Çernobil’den dolayı Karadeniz’de her evden
bir ölü çıkması yetmezmiş gibi, kocaman mezar taşlarını bağrımıza dikmeye
cüret ediyorsunuz. “Çernobil eskiydi, bu yeni” Hadi ya! Çernobil ilk
yapıldığında ne idi? Konsorsiyum denen, lobili gaspçı çetelerinizle,
kalkınmalı masallarla insanlarımızı kandırmaya çalışıyorsunuz. Neyin
kalkınmasıymış bu? Adaletsizliğin kalkınması mı?!
Kurdele kesip vatan-millet-santral edebiyatıyla nutuk çekerken
geleceğe ipotek koyan Azrail sırıtışlarınızı görmek mi? Asla! Asla! Kimseyi
bir daha bir bardak çayı hüpleterek kandıramazsınız.
Önceden Akkuyu’yu pazarlarken yaptığınız gibi, elektrik
kesintili şantajlarınızla insanlara illallah dedirtip, elektriğin sadece
%17’sini evinde kullanan insanlara boyun eğdirtmeyi mi düşünüyorsunuz?
Söylesenize, elektriğin geri kalanı nerelerde kullanılıyor, kimlerin cebini,
hangi soygun düzeninin yolunu aydınlatıyor! Devletler-şirketler, al gülüm ver
gülümlerle insanların cebinden çaldıkları paralarla yaşamaya alışmış
kudurmuşlar; şimdi nükleerle iştahlarını daha da artırıyorlar. Olaya
askerî-ekonomik aklın masalları-dayatmalarıyla razı olmak, insanlığın
dayanılmaz acı yok oluşu olacak. Ama hayır! İstersek engelleriz! Engelledik,
yine engelleriz! Her 4 kişiden birinin yoksul olduğu bu topraklarda, nükleer
yalanlı iş-ekmek palavralarına insanların karnı tok. Hiroşima ve Nagazaki’ye
atılan atom bombalarından 200 kat fazla radyasyon yayan Çernobil’den
etkilenen, acı çeken milyonlar, iş-ekmek-kalkınma masallarına gaspçıların
mizah anlayışı diye gülmezler, ama öfkelenirler. Doğmamış çocuklara yazacak
mektuplarımız varsa eğer, “Bu nükleer mezar taşlarını dikerlerken lanlı lunlu
konuşan adamlara inandık, bizi affedin” demenin geri dönüşü ve hiçbir özrü
yoktur.
Nükleer santral saatli atom bombasıdır. Ha anında patlaması
için bomba atmışsın, ha yıllar sonra patlaması ve öldürmesi için santral
yapmışsın, ne fark eder! Ha İran’da yapmışsın, ha Türkiye’de; ha daha önce
yapmışsın, ha şimdi, farkı nedir? Hepsi ama hepsi, yapılanlar, yapılacak
olanlar, askerî yeraltı hangarlarında toprağa gömülmüş bombalar... Hiçbirisi
insanlığın ve hayatın seçimi değil, hepsi eli kanlı devletlerin, şirketlerin,
iktidarların seçimi. Ama hayat bizim! Bir avuç gaspçının değil!
Zalimlerin gücüne karşı hayalgücü eyleme!
Biz, yaşları 50’nin üstünde olduğu için olası bir nükleer felaketten
etkilenme ihtimali az olup da, bu nükleer belasını başımıza saranlara,
nükleerci teröristlere karşıyız. Biz nükleere karşıyız. Bombasına da karşıyız,
santraline de, ondan gelecek iş-ekmeğe, güya odamızı aydınlatacak ışığa da,
her yerde, her zaman karşıyız. Biz doğmamış çocuğun cephesiyiz. Biz hayatı
gasp edenlere karşı özgürlüğün cephesiyiz. Biz anti-nükleer cepheyiz. Ve
söylüyoruz: Asla, ama asla yaptırtmayacağız!
Bilinmeli ki, en uzun yolculuklar bir adımla başlar.
Haydi! Bir adım, bir adım daha! Yaşasın hayat!
Nükleere İnat Yaşasın Hayat!
ANC ve nükleer karşıtı mücadele hakkında daha fazla bilgi, ve nükleer gündemine ilişkin haberler için:
|
BU DÜNYAYI ATALARINDAN MİRAS DEĞİL, ÇOCUKLARINDAN ÖDÜNÇ ALDIĞINI
DÜŞÜNENLERE ÇAĞRIDIR.
Bugün, suyu nehirlerden kana kana içmek yerine doğada 500 yıl yok olmayan pet
şişelerden içmek, bitkilerin büyüyüşünü görmek yerine hormonlu, genleriyle
oynanmış, dondurulmuş, naylon paketlere sarılmış, raflara dizilmiş pahalı ama
tatsız gıdalarla yetinmek zorundayız. Gökyüzüne baktığımızda yıldızları
göremiyor, bir meyveyi dalından koparıp yiyemiyoruz. Çocuklar ağaçlara
tırmanmadan büyüyor. Kürkleri, derileri ya da sadece zevk için öldürülen
hayvanlar yeryüzünden birer birer eksiliyor.
Bitki örtüsünün, ormanların yok edilmesi, toprağın asfaltlanarak su
geçirgenliğinin azaltılması, insan yerleşimine uygun olmayan yerlerin;
bataklıkların, deniz kıyılarının doldurularak imara açılması, nehir yataklarının
değiştirilmesi sonucunda yaşanan felaketler, egzoz dumanlarının, fabrika
bacalarının küresel ısınmaya sebep olması… Tüm bunlar doğal değil, daha çok kâr
ve iktidar peşinde koşan bir avuç asalak gaspçının milyarlarca insana ve hayata
dayattığı felaketlerdir. Maddi ve toplumsal sonuçları itibariyle Katrina
(aslında kasırganın adı Katrina değil, bizce II. Bush olmalı), doğaya yapılan
düşmanlığın insanlığa da yapılmış olduğunu gösterdi. Endüstrileşmenin bir sonucu
olarak küresel ısınma, kasırganın şiddetini arttırdı ve Katrina, kentlerde
mahsur kalan binlerce kişi için ölümcül oldu.
DOĞAYA NASIL DAVRANIYORSAK BİRBİRİMİZE DE ÖYLE DAVRANIYORUZ; DOĞAYLA
BİRLİKTE İNSANLIK DA YOK OLUYOR
Her 1 dakikada, küresel şirketler 12 yaşın altında 5 çocuğu açlıktan
öldürüyor. Fabrikalar, insanların sözde “sonsuz” ihtiyaçlarını karşılamak için
kusarcasına mal üretirken, milyonlarca insan hâlâ açlık, susuzluk çekiyor,
soğuktan donuyor. 800 milyon insan yeterli beslenemiyor ve 2 milyar insan içecek
temiz su bulamıyor.
Dünyada ortalama 40 saniyede bir insan intihar ederek ölüyor, uyuşturucunun
küresel ticareti ve özellikle geleceksizleştirilmeye çalışılan gençler arasında
kullanımı yaygınlaştırılıyor. Uyuşturucudan gelen para, savaş sanayiinin küresel
çıkarlarının önemli bir bölümüne kaynak oluşturuyor. Savaşlarda yine gençler
ölüyor.
Kanser, trafik kazaları, iş kazaları ve depremler yüzünden ölme riski
kentlerde had safhada. Topraklarımızda nükleer tehlike devam ediyor! Mersin
Akkuyu’ya nükleer santral yapılması yıllardır gündemde. Dünyada halen 439
nükleer santral faaliyette, 100 kadarı inşaat halinde. Soğuk Savaş döneminde
askeri tatbikatlarında kendi askerleri üzerinde nükleer bomba deneyen ABD ve
SSCB’nin hayatı hiçe sayan zihniyeti bugün de varlığını sürdürüyor. İncirlik
Üssü’nde bilinen 90 tane nükleer başlıklı bomba var. Bugün hâlâ birçok yere
seyreltilmiş uranyumlu bombalar atılıyor. Çernobil nükleer santralindeki patlama
Hiroşima ve Nagazaki’ye “barış adına” atılan atom bombalarının 700 katı
radyasyon yaydı. Karadeniz’de kanser yüzünden ölümlerin artması, “biraz
radyasyonun kemiklere iyi geldiği”nin ne ölümcül bir yalan olduğunu gösterdi.
Zorla göç ettirilen ve göç etmek zorunda kalan milyonlarca insanın insanca
yaşamasına olanak tanımayan ama plaza-karargahlarından para için, iktidar için
her saniye saldıranların işine, çıkarına uygun bir şehir haline gelen-getirilen
İstanbul’un “taşı toprağı ekolojik felaket” oldu. Hâlâ yüzde 40’ı ormanlık olan
İstanbul, beton bir plazma gibi büyüyor; doğaya, hayata, insanlığa karşı
kontrol, gözetleme ve disipline etme amaçlı bir açık hava hapishanesine
dönüşüyor. Bu gidişle, İstanbul’un en yeşil yerleri ölümü çağrıştıran
mezarlıklar ve askerî kışlaların çevresi olup çıkacak, yeşil alanlarında bile
“hayat” kalmayacak. Evet, bu şehir bir ekolojik felaket! Eğer engellemezsek bu
coğrafyada başka birçok felaketin de sebebi olan bir küresel üsse dönecek.
Hâlâ çocuklarımızın bizden daha iyi yaşayacağını mı sanıyoruz? Ana babalar,
çocuklarına eğitimli, mallı, mülklü, paralı gelecek bırakmaya çalışıyor, ama o
çocukların soluyacağı hava, içeceği su, yiyeceği ekmek kalmayınca, bakalım o
diplomalar, evler, arabalar ne işe yarayacak? Felaket uzakta değil, burnumuzun
dibinde. Değiştirmek ise bizim elimizde.
BİRİMİZ BİLE ÖZGÜR DEĞİLSE,
HEPİMİZ TUTSAĞIZ!
Sosyal Ekolojist Dönüşüm; Mersin Akkuyu’da yapılması planlanan nükleer
santrale karşı yaratılan hareketli sürecin ardından 2000 yılında kuruldu. Aynı
yıl 17 Ağustos depreminde patlayan siyanür deposuyla bölgeye zehir saçan
Yalova’daki AKSA fabrikasının kapatılması için felaketten etkilenenlerle beraber
ilk eylemini yaptı. Bu topraklarda kurulan ilk toplumsal ekoloji derneği olan
SED, hayvan özgürleşmesinden gerontokrasiye (yaşlının genç üzerindeki iktidarı),
baz istasyonlarından biyoteknolojiye farklı alanlarda eylemler, etkinlikler,
paneller, söyleşiler, seminerler, afişler, bildirilerle derdinin bu topraklarda
ayakları yere basan bir ekoloji mücadelesi vermek olduğunu gösterdi. Genetik
müdahalelere, küresel ısınmaya, orman katliamına, Munzur’daki barajlara karşı
dikkat çekici eylemler yaptı. Rekabet ve kazanma hırsına karşı oyundan,
endüstriyel futbola karşı mahalle futbolu organizasyonlarından, tüketim
toplumuna karşı seramik, dikiş gibi çeşitli zanaat atölyelerinden, paranın
geçmediği takas pazarlarından, organik bahçecilikten beslendi. Küresel
gaspçıların yakın coğrafyamıza yapıyor olduğu saldırılara yönelik savaş karşıtı
eylemlerde aktif oldu. Bu arada gaspçıların ‘barış’ının da, savaşı kadar
öldürücü olduğunun unutulmaması gerektiğini sürekli vurguladı.
Bugün attığımız ufak adımlar, dönüştürdüğümüz yaşamlar birikecek, gelecek
kuşaklara ilham ve belki de hayat verecek. Hayatlarımızı gasp etmeye çalışanlara
karşı, özgürlük alanlarını çoğaltalım. Bir özgür hayat projesi olan Sosyal
Ekolojist Dönüşüm, hayalleri olanları ve hayallerinin peşinde yürümeye cesaret
edenleri hayalgücü hareketinde beraber yürümeye ÇAĞIRIYOR. Unutma, bütün büyük
yürüyüşler bir adımla başlar.
ZALİMLERİN GÜCÜNE KARŞI,
HAYALGÜCÜ EYLEME
|